Sayfayı Yazdır
Geçmişten Bir Anı
11.11
2013

Daha dün ismi dahi bilinmeyen, bugün ise adından çokça bahsedilen triatlonun ülkemize geliş hikayesi, diğer sporlardan çok farklı. Farklılık arz etmesinin sebebi de, tamamen tesadüfi olması.Yıl 1990... Tunç Müstecaplıoğlu, Alanya'daki dükkanında oturmuş, müşteri bekliyordu. Derken içeriye bir turist dalıp, dükkandaki deri giysileri incelemeye başladı.
Müstecaplıoğlu'nun gözü de turistin tişörtüne ilişiverdi. Tişört, Hollanda Ultra Triatlonu'nda finişe ulaşan sporculara dağıtılan albenili bir tişörttü. Sahibi ise, bu yarışı bitirme şerefine erişmiş triatletlerden Willem Duijnker'di...
Müstecaplıoğlu ile Duijnker arasında yıllar sürecek bir dostluğun temelleri böylece atıldı. Yalnız dostlukla da kalmıyordu, triatlonu Türkiye'de tanıtacak bir organizasyonun ilk işaretlerini de veriyordu aynı zamanda. Duijnker, Hollanda Triatlon Federasyonu'nun adresini verdikten sonra dükkandan ayrılırken, Müstecaplıoğlu da soluğu, kendini anlayabilecek arkadaşlarının yanında alıyor ve ilk sorusu şu oluyordu: 'Arkadaşlar, Alanya'da triatlona ne dersiniz?' Iyi, güzel de bu triatlon denen şey de neydi?

TRIATLON DA NEYIN NESIYMIŞ?

1977 yılında Amerikan Deniz Kuvvetleri'nden Yüzbaşı John Collins, arkadaşlarıyla sohbet ederken, ortaya ilginç bir fikir attı. Hawai'de geleneksel olarak her yıl biribirinden ayrı üç büyük yarış tertip ediliyordu. Waikiki yarışında yüzücüler, açık denizde 3 bin 800 metrelik parkurda kulaç atıyor; Oahu'da bisikletçiler 180 kilometre pedal basıyor; Honolulu'da da atletler 40 kilometrelik klasik maraton koşuyorlardı. Collins'in fikrinin temelini de bu yarışlar oluşturuyordu işte: Üç yarışı birleştirmek. Arkadaşlarının Collins'e tepkisi ise kesindi: 'Çılgın'...
Arkadaşları haksız da sayılmazdı hani. Dili bir karış dışarıda maratonu bitiren bir yarışçı, hemen ardından yüzecek ve bisiklete binecekti. Yani bir sporcu; 3 bin 800 metre yüzecek, 180 kilometre bisiklete binecek, 40 kilometre de koşacaktı. Delilikten başka birşey değildi bu. Bir insan vücudunun böyle bir yarışa dayanabilmesi —yüzde bir de olsa— imkansızdı. Collins'e çılgın demişlerdi ya, o da bu çılgınlığını ispat edecekti.
Sohbet sırasında bu olaya sıcak bakılmasa da, Collins diğer arkadaşlarıyla da oturup tartıştı, hatta bazılarını ikna etti. Artık; yüzme, bisiklet ve koşudan oluşacak bu yarışmaya bir ad koyma zamanı gelmişti: Üçlü spor anlamına gelen "triatlon"...
Ve yıl 1978... Collins'in çılgınlığına ikna olmuş on dört triatlet, Collins'le birlikte ilk triatlon yarışı için start alıyorlar. Herkes kimin birinci geleceğinden çok, yarışı bitiren olup olmayacağını merak ediyor. Yarış başladıktan 11 saat 46 dakika 58 saniye sonra Gordon Haller, bu merakları gideriyor, ayaklarını sürüyerek de olsa bitiş çizgisine birinci olarak ulaşıyor. 43 yaşındaki Collins de yarışı bitirenler arasında. Bu ilk triatlon yarışmasını üç kişi yarıda bırakıyor, on iki sporcu yarışı bitirmeyi başarıyor. Yıllar geçtikçe bu yarışa iştirak eden sporcu sayısı artıyor, yıl 1981'i gösterdiğinde de ABD televizyonları kameralarını Hawai'deki yarışa çevirmek zorunda kalıyorlar. Artık Collins'in bu çılgın fikrini bütün dünya duyuyor.
1982 yılında da triatlon Avrupa'ya sıçrıyor. Avrupa'ya sıçramasıyla da; 1/2'den 1/10'a varan oranlarda kısaltılan parkurlarda düzenlenen triatlon yarışları, bütün Avrupa'yı sarıp sarmalıyor.
Gelelim sadede. Yıl 1990... Tunç Müstecaplıoğlu, Alanya için birşeyler yapmak isteyen yakın dostu Müfit Kaptanoğlu'na triatlon fikrini açıyor ve birlikte Alanya Belediye Başkanı Cengiz Aydoğan'ı ziyarete gidiyorlar. Bu yarışın içinde bisiklet sporunun da olduğunu duyan bisiklet tutkunu Feyzi Açıkalın da triatlon için kolları sıvıyor. Ellerinde Hollandalı turistten aldıkları Hollanda Triatlon Federasyonu'nun adresinden başka hiçbir belge olmasa da kapısını çaldıkları Alanya'nın zenginlerinden Necip Azakoğlu muhtemel bir organizasyon için yerel şivesiyle desteğini veriyor: 'Para goley...'
Hüseyin Hacıkadiroğlu, Mehmet Ali Kemaloğlu, Faruk Kasapoğlu, Ali Kasapoğlu ve Emin Müftüoğlu'lunun da iştirakiyle komite haline gelen grup ciddi bir çalışmanın içine giriyor. Önce Hollanda'ya mektup yazmayı düşünüyorlar. 'Isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü' denilerek yazılan mektup cevapsız kalmadı. Hollanda Triatlon Federasyonu, Alanya'da gerekli temaslarda bulunmak üzere Yönetim Kurulu Üyesi Tom Gouw'u Türkiye'ye gönderdi. Gouw'un Alanya'ya gelmesiyle triatlon umudunun ilk ışıkları da doğmuş oluyordu. Gouw, triatlon için yüzme, bisiklet ve koşu parkurlarının mükemmel olduğunu söyleyince, muhtemel bir organizasyonda canla başla çalışmaya hazır insanların yüzü gülmeye başlamıştı. Un, yağ ve şeker vardı, sıra helva karmaya gelmişti.
Alanya'dan olumlu izlenimlerle ayrılan Gouw, HDF'ye raporunu sundu. Alanya ile Hollanda arasında yoğun telefon görüşmeleri ve faks yazışmaları sonucu, 17 Ekim 1991'de 1. Uluslararası Alanya Triatlonu'nun yapılması kararlaştırıldı. Yarışmaya katılacak olan sporculardan çok, organizasyonda görevli kişiler heyecanlıydı. Çünkü; hayatlarında hiç triatlon dahi izlememişlerdi. Kağıt üzerinde herşey hazırdı ama pratikte aksilikler çıkabilirdi. Bunun için de, yollar trafiğe kapatılıyor, bütün okullar tatil ediliyordu. Kısacası Alanya'da hayat duruyor, yeni doğan triatlonun yaşaması için herkes seferber oluyordu. Ilk organizasyona 14 ülkeden 120 sporcu katılıyor ve helva karılıyordu artık.
Organizasyon Komitesi bu ilk sınavdan başarıyla çıktı. Herşey beklenenden daha iyi olmuştu. Sporculara madalyalar verilirken, Willem Duijnker ile Tom Gouw'a fahri hemşehrilik beratının verilmesi de ihmal edilemezdi...
Yıllar geçtikçe katılan ülke ve sporcu sayısı arttı. Bu yıl beşincisi düzenlenen ve sezonun son yarışı olması nedeniyle Avrupa Finali sayılan Alanya Triatlonu'nda sporcular; bin 800 metre yüzdüler, hiç beklemeden 40 kilometre bisiklete bindiler, yine hiç beklemeden 10 kilometre koştular. Sporcuları en çok sevinderen, rakiplerini geride bırakıp derece yapmak değil, bunca uzun parkuru geride bırakıp yarışı bitirmek ve bitirir bitirmez ellerinine birer şişe meyve suyu verilmesiydi...
Triatlona katılmak bir çılgınlık, bitirmek ise tarifi imkansız bir mutluluk. Triatlon gün geçtikçe daha fazla konuşulmaya başlayacak. Öyle gözüküyor ki, çılgınların sayısı da artacak.

3924
Kez Okundu
Yazarın Diğer Makaleleri
İsa Tamer ÇELİK
KIVANÇ GALİP ÖVER
TUNÇ MÜSTECAPLIOĞLU
İbrahim OKUMAMIŞ
Giray ERCENK
IŞIK YARGIN
Yrd.Doç.Dr. Nevzat MUTLUTÜRK
Ödeme
  • BAŞKANIMIZIN GENEL KURULDA YAPTIĞI KONUŞMA
  • ITU BASKANI Marisol CASADO'dan MEKTUP
  • ETU BAŞKANI RENATO BERTRANDI’den MEKTUP
YAZARLARIMIZ
BAŞKANDAN
İsa Tamer ÇELİK
KISA LİNKLER
İLETİŞİM
Türkiye Triatlon Federasyon Başkanlığı
Gazi Mustafa Kemal Bulvarı N:31 K:5 D:10
Maltepe/ANKARA
Tel   : + 90 312 309 25 70
Faks : + 90 312 309 25 77